Otuz yıl sonra Gümüşhane’ye gelen dayımla şehrin sokaklarını gezerken, gözlerim hep o anlatılan eski evleri, konakları, yeşil bahçeleri aradı yine.
Bir teki bile yok.
Ne o ahşap dik çatılı Gümüşhane evleri, ne de belki yarım asırlık ağaçlar...
Yağmalanmış bir kent kültürüne kızıp doğaya vursak kendimizi, doğa da artık yok...
Nerede o Harşit’in iki yanındaki bahçeler?
Nerede yaylalar?
Nerede sıkça bahsedilen meyve ağaçları?
Nerede?..
Yaşı kemale ermiş olanların özlemle anarak anlattıkları o eski Gümüşhane’den artık eser yok!
***
Çok değil aslında…
Anlatılanlara bakılırsa bütün bu güzellikler otuz yıl önce yerli yerinde duruyordu…
Bu kentte görev yapan siyasetçi ve bürokratlar elbette bu büyük yağmanın elebaşlarıdır…
Onlara sorarsanız mutlaka bir ‘kılıf’ bulmaları olasıdır.
Sorumlulukların büyük sorumsuzluklara dönüşerek kentlerin tahrip edildiği başka bir ülke yoktur!
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Kuruma Kurulları, adından da anlaşıldığı üzere gibi ülkemizin her köşesindeki eşsiz kültür ve doğa varlıklarını korumak için kuruldu.
Kurul üyeleri zaman zaman Gümüşhane’ye de gelir, incelemelerde bulunurlar…
Coğrafi bölgelere göre ayrılan bu kurullarda bilim adamları, mimarlar, mühendisler, hukukçular, şehir plancıları görev yaparlar…
Konusunda uzman kişiler bu kurullarda çalışırlar ki, tabiat ve kültür varlıklarımız kurtulsun.
Sonrası herkesin bildiği türden…
Tabiatın ve kültür varlıklarının yağmalanması, bu kurulların onayıyla sürüyor.
Böylece gözlerimizin aradığı o eşsiz güzelliklerin yok edilmesi de bir anlamda ‘kılıfına uydurulmuş’ oluyor…
***
Aydın diye geçiniyorlar…
Ne zaman bir kültür ya da doğal güzellik yağması yapılsa, altından ya ‘bilirkişi’ olarak, ya da ‘koruma kurulu’ olarak, böyle uzman (!) adamlarının imzası çıkıyor.
Gümüşhane’de konakların etrafında beton binalar yükselirken de, yol yapacağım diye ormanlar tahrip edilirken de, Mastra’daki altın rezaletinde de, Karamustafa deresine bırakılan maden atıklarında da hep bu sözü edilen adamların imzaları var.
Güzellikleri sırayla yok ediyorlar.
Üstelik isimlerinin önündeki unvanlarından, duvarlarına astıkları diplomalarından utanmadan...
Ve sonra da hiç bir şey olmamış gibi sözüm ona ‘çevre’ adına yürüyüş yapıyorlar.
Yazık… Hem de çok yazık…
Bu yazı 8304 defa okunmuştur